Medyalarım, kargalarım ve ben!
Hey gidi gözünü sevdiğimin Kırca Ali'si. Sonbaharındaki Hikmet Çetinkaya'yı bile gaza getirdin. Pazarları sağdan soldan çalıp çırpmayla yazdığı börtü böcükleri bile unuttu adamcağız. Şevk ile bir daha oturdu yazı makinesinin başına, başladı 'sav'maya. Adam ne bulsa 'sav'lıyor bilader! O da senin gibi boy boylayacak, soy soylayacak. Al işte bak dünkü manşetine. Gittim, Mısır Çarşısı'nın aşağısından karga aldım bir grup, gülsünler diye. Artık sen ağzınla mı gülersin yoksa tebessümü başka yerlere online havale mi edersin bilemiyorum... 'Avrupa Gözlemevi' diyor Çetinkaya, 'rapor hazırladı ve Fethullah Gülen'i uyuşturucu kaçakçılığıyla suçladı...' Ya! Buyur burdan yak. Hayatı Cumhuriyet binası ve evinden başka bir yerde geçmeyen Çetinkaya, Avrupa Gözlemevi diye bir yer bulmuş, üstelik son moda bir de rapor. Bu gözlem evleri ile gözleme evleri iyidir be Hikmet abi. Bir de demleme evi var, onu da bilirsin. Ağustos öncesi tiritleri iyi gidiyor. Bakın gözlemeevinin raporu ne diyor: 'Özellikle Fethullahçı olarak bilinen gurup, eroin ticaretinden elde ettiği paraları, başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez Ülkeleri'nde aklayıp, Orta Asya Cumhuriyetleri üzerinden Türkiye'ye geçiriyorlar..' Vallahi az demiş raporu hazırlayan kaynaklar. Esasen Körfez Ülkeleri'nden kalkan bu ak pak paralar önce Bankong'a, ardından İtalya'ya götürülüp gondola bindiriliyor, sonra beyni yıkandıktan sonra Amerika'da Ilımlı İslam ile terbiye ediliyor, peşinden Işık Evler Sosu'na bandırılıp yeniliyor. Oldu mu Hikmet abi! Saygılar abi, yarasın! Kargaların alkol almasıyla ilgili bir düğme var mı acaba?
Sevgili kargalarıma da sıkı durmalarını söyledim, şimdi yazacağım haber Radikal'de yayınlandı: 'Merkezi Honnover'de bulunan Aşağı Saksonya Demokratlar Kültür Merkezi, Başbakan Bülent Ecevit'ten, Gülen'den aldığı Hoşgörü Ödülü'nü iade etmesini istedi...' Şimdi bu Aşağı Saksonyacı kardeşlerimizi kırmak olur mu sayın başbakanım? Bakın üşenmemişler Aşağı Saksonya Kültür Merkezi kurmuşlar, bunu bir de demokratlıkla harmanlamışlar. Şimdi bunların dediğini yapmazsanız, bu sefer yukarı Saksonyacılar alınır. Memleketin yeterince sorunu var bir de Saksonya sorunu çıkarmayalım. Buraya yazıyorum ben. Demedi demeyin.
'Tetikçilik yürek ister' gizli önermesiyle iş yapan çekirge kumpanyasına ayrı bir muhabbetim var benim. Onları daha bir özenle, itinayla okuyorum, saklıyorum. Dün bir yazarları o kadar 'hoş' bir anekdot aktardı ki. Tam bir 'secaat arz ederken sirkatin serdeyler' geyiği. Şimdi bu yazar abimiz 80 öncesi hızlı militanmış, devleti, bulamayınca solcuları yıkıp, yakıyomuş. Ara sıra da Fethullah Hoca'nın vaazlarına gidiyormuş. 'Ben ağlamıyordum; ama ağlayanları görüp ilginç buluyordum.' anlamına gelen cümleler çiziktirmiş. Adam Fethullah Hoca'ya bir tekme de kendi hesabından atmak için terörist ve devlete karşı olduğunu söyleyebilecek kadar zihinsel özürlü anlayacağınız. Saygı Öztürk bu sefer tam bir 'tetikçilik' yapmış. Liste yayınlamış Polisteki Fethullahçılar diye. Bu ne biçim bir gözü dönmüşlüktür anlayabilmiş değilim. İçerde ise Saygı Abimiz tam anlamıyla uçmuş. Mesut Yılmaz'ın da ifadesiyle 'kasetleri sızdırdığı' gerekçesiyle 'kovulan' Adem Demir'e arka çıkarak, arkasındaki güçler hakkında ipucu veriyor. Saygı Abimize kalırsa 'telekulakçı' Demir bir masum ki sormayın. Kuzu kuzu. Saygı, gözü dönmüşlüğün iler boyutunu o kadar yaşıyor ki, Demir ve yaptığı yasa dışı iş hakkında Sedat Ergin'in Hürriyet'te 13 haziranda yazdığı yazıyı bile unutuvermiş. Ne de olsa 'Öyleyse öl Fethullah' sendromu. Olay abartılmaya başlandı ya, artık yakalanan cepçiler, oto teyp hırsızları bile birer Fethullah Gülen mağduru rolüne bürünüp Çekirge ekibi tarafından at nalı puntolarla manşete taşınabilirler.
Bir de Fevzi Hepşenkal ağabeyimiz var, ona dokundurmazsak haksızlık etmiş oluruz. Bu Hepşenkal'an abimizin kafası öyle dehşetengiz entrika ve dümen varyasyonlarına basıyor ki, Fethullah Gülen ile Adı Aylin kitabı arasında neredeyse iyonik bağ kuracak.. Fethullah Gülen, Kasım Gülek ile iyi dostmuş da, Tayyibe Gülek, Kasım Gülek'in kızıymış da, Aylin, Tayyibe'nin kuzeniymiş de, babaannem nasıl dedem olurmuş da vs. Neyse aleyhine fazla yazıp canını sıkmayalım, bizimle de 'İnce Memed' arasında bağıntı kurar yoksa. Sen hep şen kal oldu mu Fevzi abimiz? Kargalarıma bakın nasıl da katıla katıla kabardılar!
İlker Sarıer'i okum da bir o kadar keyif verici. Bir yazı dizisi hazırlamış, genel düzey Sarıyer-Beşiktaş minibüslerindekine denk. Tekel, keyif veren maddelere zamları basa dursun, İlker abi yetişiyor imdada. Dün Fethullah Gülen ile, zaman gazetesinin promosyon olarak verdiği Rüya Tabiri Ansiklopedisi'nin içeriği hakkında bağıntı kurmuş İlker abi. Nedense rüya tabirlerinde hep 'cinsel uzuvlarla' ilgili bölümlere takmış kafasını. Tabii gönlü tabirde olanın aklı rüyada oluyor. İlker abi dua et, kafasına senin gazetenin promosyon olarak verdiği kadın çorabından takmış bir soyguncu çıkmasın ortaya. Senin patron ile soyguncu arasında öyle bir genetik kodlama yaparım ki beşinci hamura 'kaktırdığınız' Temel Britanicca bile kurtaramaz vaziyetinizi. Kargalarım yoruldunuz mu? Midyat Seyfo gülün!!!
AHA! Fatih, Ali, Can, Hikmet abilerimiz.. Her ne kadar himmet eyleseniz de karanlığa, savcı idam istemedi... bakın kargalarımın gagasında ne var? Mebzul miktarda şap. Buyrunuz oturunuz, çekinmeyiniz!!!
***
Karnıyarık
Çıkan kısmın özeti: Postmodern Midaslar entrikalarını yüzlerine gözlerine bulaştırınca, planın ikinci kısmı devreye girer. Tam saha pres taktiğiyle sürek avına başlanır... Parola şudur: 'Ayılana rapor, bayılana kaset...' Önce rapor sunulur, istihbarat raporundan ziyade, Mızraklı İlmihal dahi okumamış bir 'Bilmez Kişi' raporunu andıran metin, çekirgeli köyün kavalcısının eline ulaştırılır... Ancak ters teper, zira toplumun IQ belleği mavraya pabuç bırakacak tek haneli rakamı çoktan geçmiştir... Vakit geçirilmez ve sürek avının ikinci kısmına başlanır... Ekranın altında digital karakterlerle 18 Haziran atv İkibin yazısı yer alır... Karnıyarık isimli filmin jenerik öncesi sekansı bitmiştir... Kararma...
1-Ali Kırca-Prompter-kurgulu kaset...... Çiftetelli-İç-Gece
Haber arası korku sekansı mantığıyla ekran ikide bir kararır. 'Dan, dun.. tak, şak!!' şeklinde işitsel efektler ile Türkiye'yi sallama iddiaları çıkar... Sonra, olanca ciddiyetiyle Kırca belirir... İşte büyük an... Kır saçlı, içi geçmiş STKBciler, Aydınlıkçılar, Çiçek Pasajı'nda laikliği kurtaran akşamcılar pür dikkat kesilir... Kaset geliyor kaset yalelel yalelel.. şeklinde bağıracak kadar içi kıpır kıpırdır Kırca'nın... Ahmet Kaya'nın programında 'Çökertmeden çıktım da Halilim aman başım selamet' repliğini okuyacak kadar coşkuludur içinden... Zaga'nın, menopozlu aksi teyzesinin ayak sesleri gelir sanki turuncu fonlu ekrandan: 'Ne istiyonuz, kaset mi? İrtica mı? Maske mi? Alın işte alınnnnn.. Daha ne istiyonuz, kelle mi??' Fade out...
2-Kırca Ali-Prompter-Sonradan konuklar.........Çiftetelli-İç-Gece
Konuklar yerini almıştır.. Aman da ne heyecanlıdırlar.. Büyük an gelmiştir... Ne yenilgilerle çıkmışlardır kara alınla... Ne Ceviz Kabukları'nda alları al, morları mor olmuşturlar ama, yıkılmamışlardır, ayaktalardır.. Okları sadaktadır... Önce, Kırca alır sazı eline, boy boylar, soy soylar: 'Hafta başından beri Fethullah Hoca'ya ulaşmaya çalıştık, onu da davet ettik bu programa. Ona yakın isimlere ulaştık, çağırdık. Ancak kabul etmediler. O yüzden elimizde şimdilik bu konuklarımız var...' Kamera, dönerek konukları tarar. Aman ki ne aman! Kadrolu anti-Fethullahçı bir turfanda apoletimiz, Ceviz Kabuğu'ndaki hezimeti sonunda kayıplara karışan Gülseven 'abula', Haşmet Abi bütün haşmetiyle, Türkan Hanım ve sonradan performansıyla çağdaş yaşam çevrelerinden tam not alacak yeni bir süvari... İyi de, Kırca Ali abimiz, diyelim ki Fethullah Hoca ve yakınları kaçtılar programdan. Eli vicdanlı, aklı başında bir kimseyi çağırmak da mı aklınıza gelmedi? Kumpası bozarlar diye mi düşündünüz? Ali Bulaç, Ali Bayramoğlu, Ahmet Altan, Perihan Mağden, Kürşat Bumin, Fehmi Koru ila ahir... Orda olmaları, bazılarının IQ'sunun düzeyini ortaya çıkarır diye mi çekindiniz Allah aşkına?.. Yoksa, havadaki kesif duman kokusuna bakıp, 'Bugün, öldürmek için güzel bir gün' mü dediniz?
3-Anti-Hoşgörü timleri........ Stüdyo-İç-Sabaha karşı
Son sözler yer alırken Ali Bey yine gazetecilik yaptığını iddia ediyor.. Nerede, ne zaman, kime, ne şekil yapıldığı bilinmeyen bir kaseti, bilgisizlikle harmanlayıp, art niyet ile yoğurarak 'ilk hedefiniz' servisi yapıyor.. Bir öncesinde, siyah takım elbiseli akademisyen efendi öyle bir gürlüyor ki, cümle alemin tüyleri diken diken: 'İmralı, Apo'nun yargılanmasından sonra boşalacak, Fethullah Hoca'yı oraya koymalıyız...' Gözü dönmüşlüğün, 'Urun ha!
Yaşatman ha!' sendromunun uç örneği...
Haşmet, Gülseven, Türkan Bey'ler ve Hanımlar bildik koro... Kemal Yavuz dedemiz heyecanlı ama itidal telkin ediyor kendi kendine... Açıyor bir fotokopi, başlıyor Küçük Dünyam'ı okumaya.. 'Bulunmuyor, toplatıldı' diyor 8 baskı yapan kitaba. Hem de AD Yayınları'ndan ha! Okurken, birikimi nispetinde vurgular, droplar yapıyor... En komiğime giden yer; 'Emsile ve bina okudum' diye Fethullah Gülen'in kendini anlattığı yeri okurken duraksaması.. Bu Emsile ne ola ki?.. Hadi diyelim bilmedik Arapça bişey, ya bina? Bina nasıl okunur, nerede okunur, bina okuma kursları var mıdır? Takılıyor demek ki bu tür sorular, sonra şu cümleyi söylüyor emekli generalimiz: 'Ben bu terimleri pek bilmediğim için..' Buyurun buradan yakın! Sen oku oku, bilmek ya da bilmemek sorun değil, sorun 'to be or not tobe!' Tövbe tövbe! Paşamız cehaletini giriş cümlesinde, hem de malumatfuruşluk yaparken söylüyor: 'Hz. Ömer'in dediği gibi, ya doğru söyle ya sus!' Evet öyle yapmak lazım. Ya doğru söylemek, ya da susmak! Mesela bu sözün bir Hadis-i Şerif olduğunu bilmeyip, Hz. Ömer'e mal edenleri insan neresiyle dinler ki?
Bir buzdağının üzerindeyiz.. Yerin altından büyük homurtular geliyor. Büyük bir kavga var perde arkasında. 'Aysberg'in üzerine çekilmek isteniyor dikkat... Art niyetin daima bulabileceği argümanlar, karnıyarık gibi önümüze servis ediliyor. Bütünlükten, nedensellikten uzak... İtirafçı olmadı, rapor yetmedi, bir de kaset verelim abi! Ne diyordu reklam: Tut şunun ucunu döşiyelim abi! Pardon yani!
Kararma...
Şeyhülislam Shopping Center
Alooooo' Çekirge, Mengi, Ataklı, Doğan, Kırca Abi'ler, duyuyor musunuz, uyuyor musunuz? Orası, bilmem kaç sıfır on üç fahrenayt mı? 'Maaamıt' kardeşim, Saygı biladerim sizler de mi araziye uyuyorsunuz? Siz ki; rapora bakınca gözünün elifinden anlarsınız, siz ki; uçan kuşa yarenlik edersiniz, siz ki; 'inançlı insanların aleyhine ne bulursanız' sayfalarınıza boca edersiniz... Gözünüze 'böcük ' mü kaçtı?.. Raporsa rapor, ihbarsa ihbar... İki gündür yayınlıyoruz, neden Metin Şentürk taklidi yapıyorsunuz?.. Bak, ne diyor, öve öve göklere çıkardığınız raportörünüz: 'Türkiye bugün hala Muhammed adlı bir Arap hikayecinin hikayeleri ile korkutulup maddi, manevi sömürülmektedir... Muhammed öldükten sonra, hikayeleri yandaşlarınca bir kitapta toplanmış ve insanlar bu kitaba kutsallık vererek taptırılmıştır... Muhammed ısrarla, Allah denen bir varlıkla görüşüp konuştuğunu...' daha fazla yazmayı midem ve sinirlerim kaldırmıyor... 'Şışşşşşşş.... Alooooooo!..' abilerim ablalarım oradasınız değil mi? Manşete çektiğiniz, 'Fethullah'ın 3 bin intihar komandosu var' raporunun içinden alındı bu satırlar... Niye alıntılamadınız? Niye manşetlere çekmediniz? 'Maça' papazınız her gün pilav mı yemiyor? Kargalarım da yazmadı bu raporu... 'İçi içinize, hıncı hıncınıza' benzeyen bir türdeşiniz elinden çıkma... Bilmem kaç yüz seksen puntolarla niye duyurmuyorsunuz sayfalarınızda? Bilmem kaç desibellik efektlerle niye vurdurmuyorsunuz ekranlarınıza? Maça, maça, maç parası kaça? Saygı Abi, niye dut yemiş karga rolü yapıyorsun? Yazsana bunları da, geçirsene eline raporun bu kısmını da, indirsene kendi maskeni, aç peçeni görelim yüzünü! Ya sen 'Maaamıt kardeşim', ya sen? Kırca Ali Bey, hani gazeteciydiniz, hani elinize geçince yayınlardınız? Ne oldi? Alp Er Tunga mı öldi, ıssız acun mu kaldi, ödlek öcün mü aldi? He? Hani gazetecilik yürek isterdi...
Günün bombası Murat Bardakçı'dan... Murat Abimiz bir yaman bir yaman ki sormayın! 'Cüppenin sırrı' diye manşet attırmış. Cübbe değil ha, cüppe! Önce gelin biraz isim türetelim bu 'p' parodisinden: Kuppe, hutpe, rütpe, izpe, tövpe tövpe!! Bu Murat Abimiz 'kola şişesi dibi' gözlüklerinin ardından cin gibi bakışlarla kesiyor bir buçuk acılı ahkamı: 'Fethullah Gülen'in vaazlarında giydiği 'sırma şeritli cüppe' (yahu bu p'li cübbe matrak bir şey, her yazışımda gülüyorum yeminlen) şeyhülislam cüppesiymiş!' Abow! Hocaefendi bununla, 'en yüksek fetva makamı ve en kıdemli dini otorite' mesajı veriyormuş. Ne menem mesaj içerikli bir 'cüppe'ymiş bu? Tabii ben çömez bir dini otorite olduğum için bu kısmı hiç mikserlemiyeyim... Ama 'cüppe' olayını parmaklamasam çatlarım. Demek ki, Fethullah Hoca yalnız değil. Bizim arka sokaktaki Şeyh Matar Camii imamı İlyas Efendi de şeyhülislam... Aha buraya parmak basıyorum, onun 'cüppesi' de aynen Fethullah Hoca'nın kasetindeki gibi. Yani sırma şeritli... Acaba İlyas Efendi olayın farkında mı? Adam hem şeyhülislam olup hem farkında değilse yazık vallahi. Geçtiğimiz ay bir Cuma Namazı'nda 'cüppe'sini beğendiğimi ve nereden bulabileceğimi sorduğumda, 'Ankara Hacı Bayram Veli Camii'nin arkasındaki dükkanlarda satılır. Sıkı pazarlık edersen uygun fiyata alırsın' demişti... Acaba Hacı Bayram Camii'nin arkasında 'Şeyhülislam Shopping Center' mı var? Ne dersin Murat Bardakçı abi?
32. Gün'de bulutlu havanın Faik'ine baktım. Adam araştırmacı yazardan ziyade mevsimlik tırpancı gibi. Nacar başka bir alem... Adamın titri enteresan 'İslamcı yazar'. Hiç de sıkılmıyor, utanmıyor ha, bu 'titr' ile anılmaya... Adam yerine konmak güzel tabii. Sonra Sabah'ı bir açtım, olay Ruhat Yenge'nin ağzına sakız olma derecesine kadar düşmüş. Şimdi ne yazsak ayıp olacak. En iyisi mazur göreyim Ruhat Yenge'yi bu sefer. Cumhuriyet kendinden beklenen hoşgörüsüzlük ve bağnazlığı göstermiş. Barış ve hoşgörü ortamı içerisinde geçen türbanlı mezuniyet töreninin resmini basıp ispiyonluyor bir yerlere. Yakışır 'İlan abi!'me.. Demokrasi takiyyecisi 'İlan abi' kargalarımın gagası seninle ilgili post-it dolu.. Gör bak neler olacak! Fikret Bila-derimiz, bir yazı yazmış ki, adeta, 'bize güvenen eşektir' ana fikri çıkıyor yazıdan. Bila abimiz, MGK toplantısında 'Fethullah Gülen olayı konuşuldu mu, askerler eleştirdiler mi?' diye Başbakan Ecevit'e sormuş. Gerisi aynen şöyle: 'Ecevit, bu sorularımıza kesin bir dille, 'hayır' yanıtı verdi...' Şimdi Fikret abi, iki gündür yeri göğü inletiyorsunuz 'MGK'da şunlar şunlar konuşuldu' diye üfürüyorsunuz, başbakan sizi yalanlıyor. Bundan sonra neyinize güveneceğiz biz sizin? Neyinize?
***
Yazalım güzelleşelim...
Ben sizinle varım. Yani, son bir haftadır aldığım tebrik, takdir ve de sessiz telefonlar -ki bunlar alkolik bir hırıltı şeklinde geliyor hep. Yoksa birileri beni izletiyor mu? Evimin krokisini mi çiziyor birileri? Cumhuriyet savcılarını göreve davet ediyorum- beni mesrur eyliyor... Hiç anlamam ama sağolsun arkadaşlar bana bir 'imeyil' hesabı açmışlar... Türk gençliği fevc fevc mesaj atıyor... Bu girizgahtan sonra gelelim ana haber bültenimize: Efendim, bahsini mevzu ettiğim raporun ilk kısmı geldi... Ben şahsen gözlüklerime inanamadım. Emre Hocamı (Kongar) görürsem gözlüğünü istirham edecektim, belki onlarla inanırdım. Elime geçirdiğim rapor, 'enerjik' bir medya grubunun, kendilerine yönelik olması muhtemel bir mali polis baskınını önceden haber aldıklarını, bunu bertaraf etmek için 'Poliste Fethullahçı örgütlenme' masalının arkasına gizleneceklerini, 'telekulak çetesi'nin de bu gizlenmede kendilerine yardımcı olduğunu yazıyor... Vay be! Memlekette ne raporcular var! Memleketin ne raporları var!.. Rapor işte, ağzı torba değil ki büzesin. 'Araştırmacı Komedyen Maamıt' kardeşimiz bir MGK haberi hazırlamış ki, hazırladığı rapor haberlerinden bile komik... At nalı gibi resim koyup altına 'capital' olarak 'ANAP'tan kimse katılmadı' demiş.. El insaf.. 'Maamıt kardeşim' gözünüze 'Susurluk Kamyonu' mu park etti? Koskoca Sadettin Tantan'ı görmediniz mi, yoksa Tantan, YKSP (Yukarı Kongo Sahilleri Partisi) üyesi mi? Yarın bu bahse devam etmek üzere Kırca Ali köşeme geçiyorum..
Dün bir dostum teklifte bulundu; 'Kırca Ali deme ona, Morca Ali de' dedi. Kimsenin telkini ve gazı altında kalmam. 19 yıl önceki gençlik heyecanlarına kapılanlardan değilim ben.. Kırca Ali Bey diyeceğim... Ali Abi acayip bir 'suçluluk piskozu' içinde... Dünkü yazısını aynen -Manço merhumun Gülpembe'si fonunda- ekrandan okudu... Pek bir mahzundu sesi, yüzü pek bir ağlamaklı... Ama ne kadar 'karşıtlık' ve 'tarafgirlik' dolu olduğunu yine gizleyemedi. Taha Kıvanç'ın bir yazısından bir tek kelimeyi 'fosforlu' kalemle çizip ekranda büyüterek kendine refere etmeye çalıştı. Kıvanç, Fethullah Gülen'in kasette yayınlanan açıklamaları için 'Dehşetengiz' demiş. Bir sarıldı ki bu cümleye sormayın... İyi de, Ali Abi, aynı Kıvanç kaç defa senin geçmişini, 'militarist' yönünü, yediğin naneleri yazdı. Onları niye fosforlayıp izleyicilerine göstermedin? Objektiflik, habercilik ve hatta etik yönün toptan imha olmuş durumdadır. Sen, tarafsın abicim... Haberci falan değil. Reha Abi bile haber namusu konusunda sana birkaç tur fark basar. Öyle gençlik heyecanı yalanları falan da sıyırmaz seni... Düşen maske senin masken. Bu konuya ileride bizatihi eğileceğim. Azıcık sabır...
Büyük gazeteci, dehşetengiz yazar Hikmet Çetinkaya pek bir alınmış. Bir o kadar da kızgın.. Adeta; 'Bu kadar Fethullah Hoca haberi yaptınız, biriniz bile adam yerine koyup beni çağırmadı, görüşümü almadı' demeye getiriyor.... Ali Birand Abi'ye acayip kızmış 'kasteci' Hikmet. Bir de terbiye sınırlarını zorlayıp Nevval Sevindi'nin görüşlerine saldırabilmek için, kişisel hayatına, özel yaşamına dil uzatmaya, çamur atmaya kalkmış. 1970'lerin çamur tekniğini kullanıyor aklı sıra: 'İddiaya göre' diye başlıyor... Cingöz ya! İddiaya göre, deyip yırtacak. Seni cingöz arslan seni!!! Ve şu aşağılık yaftayı atıyor Sevindi'ye: 'İddiaya göre Nevval Sevindi birkaç yıl önce Van Serhat Lisesi'ne gezmeye giderken, buradaki genç öğretmenlerden birisine aşık olur ve Fethullahçı olur...' Bir de anlam pekiştirmesi için, 'Ayda bir aşık olmakla ünlü Nevval Hanım..' diyor. Yahu Hikmet Abi, şimdi aynı mantığı sana kullansam, mesela 'İddiaya göre' desem, 'Hikmet Abi, bir gün Türk Hava Kurumu'nu ziyarete gidiyor, orada uçakla bir tur atarken dizleri genç bir pilotun dizlerine değiyor, göz göze geliyorlar. Hikmet Abi o günden sonra sıkı bir THK'cı oluyor' desem hoş olur mu söyle? Haydi, yazalım güzelleşelim...
Yahu yazacağım o kadar şey var ki; alt alta yazsam iki sayfayı bana ayırmaları lazım. Sekreter arkadaşı 'tilt' etmeyeyim... Ama Enver Abi'ye bir notum var... Enver Abi; senin organları izliyorum birkaç gündür. Tosuncukların, hakim güçlerle pek bir 'konsensus' halinde... Yakında bir 'İhlas Motor' yazısı kaleme alacağım, haberin ola! Hürmetler!
AHA: Dün, Hikmet Çetinkaya'nın bizden yola çıkarak savcıları göreve çağırdığını yazıp, 'Paranoid ile ironi yapılmaz' ana fikrinin altını çizmiştik. Bir başka Cumhuriyet'çi geldi oltaya: Ümit Zileli. O da 'önemli not' başlığıyla not düşmüş köşesine. Benim Hikmet Abi'nin yol güzergahıyla yakından ilgilendiğimi, tek 'şema çizmediğim' kaldığını yazmış... Onu da yapıyorum Ümit Abi, gönlünü 'anasonlu' tut sen. Kargalarımı topoğrafya kurslarına yolluyorum. Yakında bir bölü sazanlık ölçeğinde şemalarınızı yayınlayacağım... Naçizane bir tavsiyem var sizlere; Export'u tercih et abi, yerli hem acı hem beyinsel körlük yapıyor... İçin güzelleşin abi, fondip...
***
İliğine kadar düşmanlıklar ve Düğme Cemaati
En sonda diyeceğimi en başta diyeyim de birilerinin yüreği hoplamaktan rulman dağıtsın: Elimde müthiş bir rapor var!.. Hatta müthiş kelimesi biraz kifayetsiz müpmüthiş!!! Dudak uçuklatacak cinsten... Öyle suçüstü yakalananların, siyasi emeller uğruna inançlı kesimi yaralamak için olmadık 'hımar'lıklar yapanların elinden çıkma da değil... İkinci el, az kullanılmış falan da değil. Bizzat ve bilfiil 'telif'. Ancak müelliflerini açıklayamam, ısrar etmeyin lütfen... Ali Abi'nin dediği gibi, 'Ben misyoner gazeteci değilim.'
Neyse biz geçelim günün mönüsüne... Önce bir önceki güne uzanıp Okay Gönensin Ağabey'in yazısına göz atalım... Okay Abi gerçekten fedakarca bir yazı yazıp, bize yol göstermiş, akıl öğretmiş, yol yordam salık vermiş. Allah ebeden razı olsun. Diyor ki Gönensin; 'Cemaatin yayın organları iki gündür düğmeyi ve düğmeye basanları arıyorlar.' Bir çırpıda anlamış olması bizi mesrur etti. Devamla şöyle diyor Okay Abi; 'Düğmenin adı 28 Şubat'tır, basanlar da Milli Güvenlik Kurulu'dur...' Amanin! Şimdi oldu mu Okay Abi, ne yaptın sen?.. Bak dün Sayın Mesut Yılmaz dedi ki, 'Eğer bu kasetleri medyaya sızdıran kişiler maaşlarını devletten alıyorlar ise, durum vahimdir. Çünkü devlet komplo kurmaz, tuzak kurmaz.' Sen şimdi bunu yapanın MGK olduğunu ileri sürüy,orsun. Nasıl çıkacağız bu işin içinden? Allah'tan ki seni fazla ciddiye almadı 'cemaatin yayın organları', yoksa tablonun çarpıklığını Bedri Abi bile gideremezdi.
Kırca Ali Bey kendini savunmaya geçmiş... 'Düğmeye ben bastım.' diyor, aklı sıra ironi de yapıyor ha!.. Bu işte bir tek şeyden eminim ben oysa, Kırca Ali Bey kesinlikle 'basan' değil, 'basılan'dır... Apolet olamayanların düğme olmaya çabaladıklarını kaç gündür yazıyoruz bu köşede... İliklerine kadar işleyen 'düşmanlık' genleriyle, nasıl düğmeliğe düğümlendiklerini, hangi iğnelerin içlerinden geçip kumaşı deldiğini yazıyoruz... Oysa Star gazetesinde Halit Kakınç hem Ali Kırca'yı tekzip ediyor, hem de Kırca'ya 'basanların' kimliğini deşifre ediyor. Buyrun beraber okuyalım isterseniz: 'Vedalaşırken bir kez daha hatırlatıyor Faik(Bulut); elimizde 40 bant var, birer birer ortaya çıkacak. Takiyyecilerin sonu olacak. Biraz bekleyin!' Olay bu... Yine şişe dolacak, yine sabah olacak! Gördün mü Ali Abi, sen bize 'Düğmeye ben bastım.' diyorsun; ama bak Faik yoldaş 'Hayır ben bastım, bundan sonra da basacam.' diyor. Kim kimin gazına basıyor, kim kimin gazını alıyor... Kim gaz yakıyor, kim su yakıyor, kim bu ülkeyi yakıyor? Demek ki Kırca Ali üfürüyor.
Ali Abi, bir de CV'sini iliştirmiş yazısına... Üzülsek mi sevinsek mi bilemiyoruz... Demek ki sağına Tokta Hoca'yı, soluna Rıza Zelyut'u alıp 'Kasetlerin tarihi o kadar da eski değil, 4-5 yıl geriye dayanıyor.' cümlesinde aslında kendi savunması varmış: 'Ben militanlık yaptım, oto galerisi soymaktan yargılandım; ama bu 4 yıl önce değil 19 yıl önceydi. 19, 4'ten büyüktür dolayısıyla. Öyleyse öl Sezar!' gizli savunmasına saklanmış. Bir de 'Hasan Cemal'liğe' öykünmüş, 'belgesel roman' yazdığını söylüyor. Cemal, uzun yıllar Cumhuriyet'in başında durdu... Tank Sesiyle Uyanmak'ı yazdı, Demokrasi Korkusu'nu yazdı, tetikçi olmadı, yağlı ilmek hazırlamadı kimseye...
Kırca Ali militanlık yaptığı yılları, yediği naneleri, '19 yıl önceki gençlik heyecanları'na bağlıyor... Devleti 'gençlik heyecanı' ile yıkmak istemiş, oto galerisini yine aynı heyecanla soymaya kalkışmış. Bugün tam kabul edemiyor o yıllarda yaptığını... Ret de edemiyor.. Hem deve hem kuş sendromu. 'Sen mi yaptın?'diye sorsalar, 'Yaptım; ama gençtim, cahildim, heyecanlıydım.' diyecek, sonra da yandaşlarına, 'Ama güzel günlerdi.' diyerek çok fazla değişmediğini ima edecek. Bir nevi Marksist takiyye mi desek ne? Ama ben şimdi net ve köşesiz soruyorum: 'Ey Kırca Ali, o gün yaptıklarının arkasında duruyor musun bugün?' Cevabın 'evet' ise hala militan olduğunu deklare et, yok değilsen bir dönüşten bahsedebiliriz... Eskinin hızlı Marksistlerini kırpıp infazcı yapan 'çiftetelli' çarklarını biliyoruz. Ya 'Hala militanım.' ya da 'Döneğim.' diyeceksin; bunun arası yoktur... Tatlı su Marksizmi icat edilmedi henüz! AHA: Büyük gazeteci Hikmet Çetinkaya dünkü yazısının alt kısmına bu fakir hakkında önemli bir not düşmüş. Şöyle diyor: 'Laik demokratik cumhuriyetin savcılarına suç duyurusudur. Zaman gazetesinin Ferhat Barış adlı yazarı, benim yaşamımın Cumhuriyet'le evim arasında geçtiğini yazıyor... Bu kişi benim hakkımdaki bilgileri nasıl alıyor, yoksa bazı karanlık güç odakarı (Bu kısmı koyu harflerle bold yazmış.) Zaman gazetesiyle birlikte mi çalışıyor; beni kimlere izletiyorlar?' Biliyorum gülüyorsunuz; ama müsaadenizle Hikmet Çetinkaya Beyefendi'ye birkaç şey çiziktireyim... Sayın Çetinkaya, sizin bu notunuzun muhatabı bence 'Laik ve demokratik cumhuriyet savcıları' değil tıp alanının 'psikiyatri' dalıdır... Çok merak ediyorsan söyleyeyim, seni izlettiriyorum. Evet, evet itiraf ediyorum, seni her gün izlettiriyom: Kargalarıma izlettiriyorum. Hem de üçüne birden... Sabahları evinin önündeki elektrik tellerine konuyorlar, akşama kadar pencerende seni dikizliyorlar. Yoldayken otomobilinin tepesinde pike yapanlar da onlar. İnanmıyorsan kafanı uzat, camdan dışarı bak, göreceksin. Hadi bak, bak yahu, korkma ısırmazlar!
***
Elalarını elalarını...
Yeni bir 'araştırmacı komedyen' çıktı dün karşımıza: Mahmut Bulut... Bu 'Maamıt' kardeşimiz de en az abisi Saygı kadar matrak adam. Koskoca Sabah varakasının manşetine yerleştirdi kendisini daha ilk gününden: 'Fethullah'ın ölüm komandoları!' İnsanın tüyleri diken diken olmakla kalmıyor manşeti okuyunca, her biri harp düzeni alıp penye atletini delerek Can ve Güngör abinin cenahlarına doğru uygun adım yürüyorlar... Bu araştırmacı 'Maamıt' kardeşimiz, daha ilk gününden 'bana ağzınızla gülmeyin' alt mesajını veriyor: 'Fethullah Gülen, amacı şeriatla yönetilen bağımsız bir Kürt devleti kurmak olan Şeyh Said-i Kürdi'nin mürididir...' Yani 'Maamıt' kardeşim bu kadar kısa bir cümleye bu kadar saçmalık yükleyebilecek kadar kapasiteliysen, aha bak 'barnak' basıyorum buraya (Şu an parmağım Cumhuriyet gazetesinin üçüncü sayfasının üstünde) sen Hikmet Ağabey'inden bile ileri gidersin... Şimdi senin cümleyi 'çarpanlarına' ayıralım: Said-i Kürdi diye biri var ve bu adam 'şeyh'.. Öyle mi? Evet! Üstüne üstlük bu adamcağızın amacı bağımsız bir Kürt devleti kurmak, bununla birlikte Fethullah Gülen bu şeyhin müridi... Ya hu bilseydim kargalarımı haftalık izne yollamazdım.. Eğer bahsini ettiğin Said-i Nursi bildiğimiz Bediüzzaman ise, Fethullah Gülen'den önce Sayın Cumhurbaşkanımız Demirel giriyorlar senin kapsama alanına. Cümleyi senin bozduğun düzenden alıp, normal insanların kurduğu gibi yazarsak; Süleyman Demirel bağımsız Kürt devleti kurmak istiyor. Öyle mi?
Araştırmacı 'Maamıt' abimiz rapora dayayarak sırtını diyor ki; 'Nurculuk harekatına temel olarak, hadisleri esas almaktadır. Aklına o an gelen fikirleri ağlayarak yaka-paçasını çekiştirerek önce Arapça söyleyip, sonra Türkçeye çevirerek 'hadis süsü' vermektedir..' Kusura bakmayın biraz gülme izni istiyorum... Böyle cümleler içeren bir metni 'rapor' başlığı altında ciddi ciddi üst makamlara sunmayı, değil ciddiyet ya da düşmanlık, normal zeka düzeyinde saymayı bile 'zül' görüyorum... 'Yaka paçasını düzelterek' cümlesi raporu hazırlayanların niyetinin çok enfes bir 'dışavurum'u. En matrak bölümü ise 'hadis süsü veriliyor' cümlesi.. Bir tür 'Doğan görünümünde Şahin' geyiği gibi algıladım ben... Yani şimdi Fethullah Hoca birtakım cümleleri Arapça söyleyip, Türkçeye çevirerek hadis süsü veriyor ve cem-i cümle alem de bunu -affedersiniz- 'yiyor!' Gülüyoruz; ama inanın olay gülme boyutlarını aşan bir vahamette. Bu müteselsil ahmaklık beyannamesini alıp manşete çıkanların zeka kıvamını 'saptama'yı da sizlerin iz'anına bırakıyorum...
Geçmişinde 'Oto galerisi soymakla' yargılanmış Kırca Ali abimizin kendi stüdyosunda nasıl alı al, moru mor olduğunu izlediniz mi? Kırca Ali, yine her şeyi tezgahlamıştı. Hesabına göre Fethullah Hoca'nın boynuna geçirdiği ilmeğini biraz daha sıkacaktı; ama Tokta hoca öyle bir gol taktı ki, tam anlamıyla '90'dan'... Ona da 'mık' deyip programı kapatmak kaldı. Eskinin oto galerisi hırsızlarını kırpıp kırpıp anchorman yapıyorlar bu ülkede... Langırt köy sandığı!
Hürriyet'ten Yalçın Bayer ustamız gece uyuyamamış.. Şu dehşetengiz saptamayı yapıyor: 'Fethullahçı ve sempatizanı 200 milletvekili var.' Gerçi Meclis'te salt çoğunluk etmiyo bu rakam ama gene de endişe verici tabii.. Saygı Abi yine masasına konulan şeyleri kurgulayarak Yalçın ustadan bile yükseğe uçuyor: 'Fethullah Hoca İçişleri'ni de ele geçirmiş...' Meclis gitmiş, İçişleri de ele geçirilmiş. Geriye ne kaldı ağalar beyler? Daha ne diye oturup kasete takıyosunuz ki kafayı?
Fatih Altaylı önceki gün kendine yakışanı yaptı ve 'klozet kapağı' çerçeveli yazılarına bir yenisini ekledi... Fethullah Hoca'nın bilinmeyen kasetleri etrafında 'çömkürdüğü' yazısına ahlaksızlık, pornografi boyutu da ekledi..
Pornografi dedik de aklımıza geldi. Çok değil birkaç yıl önce el altından birtakım resimler ve kasetler dolaşıyordu ortalıkta. İlerde medya organlarında adından söz ettirecek birinin 'eşcinsel aşk görüntülerinin' yer aldığı bu kasetlere biz pek iltifat etmemiştik. Birileri tarafından piyasaya sürülen bu kasetlerde yer alan herifçioğullarından birini, bugünlerde coşmuşken izliyorum... 'Zurnacı' diye de niteleyebileceğimiz bu adam, ar ve haya damarı orta yerinden ikiye bölünmüşçesine saldırıyor, vuruyor, kırıyor.. Hem de bir din adamına en hayasız imalarda bulunabiliyor...
Hepşenkal'an abimiz önceki gün yediği nanenin tekzibini koymuş dün köşesine. Malum olduğu üzere önceki gün uçarken, Fethullah Hoca ile Adı Aylin kitabı arasında iyonik bağ kurmaya kalkmıştı. Şöyle yazmış: 'Adı Aylin kitabının yazarı Ayşe Kulin'e sordum: Romanınızdaki kahramanın yaşamını araştırırken, acaba Fethullah Gülen'e ait bir iz çıktı mı karşınıza? Ayşe Kulin; hayır, dedi...' Daha ne yapsaydı, 'Utanmaz herif, bilim kurgu yeteneğine hayranım' mı deseydi?..
Ve bir haber: Baş örtüsü yasağını kınamak için yapılan eyleme katılanlar hakkında 51 kişinin idamı istendi... İnançlarıyla çelişmeden yüksek öğrenim görme hakkını arayanların idamı isteniyor... Barış, hoşgörü, diyalog kelimelerini yüksek sesle terennüm edenlerin idam edilmesi için olmadık entrikalar, en aşağılık oyunlar oynanıyor... Ülkem ileri mi gidiyor geri mi? Şeflik döneminin cuntacı komünist zihniyeti ile medyası el ele, hep beraber geri baskı ve zulüm günlerine! Günün şarkısını dinliyorum şimdi: 'Elalarını elalarını...'
***
Zannetmeyin ki gaz çıkar!
Canımın içi Fatih Altaylı. Ya okuma sorunsalın var, ya da anlama problematiğin. Bu tür tematik içselleştirememe olasılıklarına karşın hiç olmazsa birkaç kargamı çağırsan, fikir danışsan, rahle-i tedrisime bağdaş kursan nasıl olur?!.. Dünkü yazında 'Bu gazetelere göre (Muhafazakar kesimin gazetelerini kastediyor hazret.) MGK'ya sunulan. Fethullah Gülen raporunun açıklanmayan bölümlerinde dinimize küfrediliyor, peygamber efendimize hakaretler ediliyor...' diyor, sonra da, cezalandırılmasını istiyorsun bu gazetelerin. Aslında olay tamamen beyinsel bir sorun. Bu sebeple gazetende senden başka bu işte kullanılan kimse olmadı. Bak! Emin Abin bile bulaşmadı olaya. Oysa bak bizim gazete ne diyor: 'Böyle bir rapor devlet tarafından hazırlanmış olamaz. Kaldı ki, bu raporun neden sadece bazı bölümleri medyadan, ya da medya tarafından gizleniyor?..' İmdi; iki gözüm, canımın içi 'ibrikçi'. Genelkurmay ne diyor; 'Basın ve yayın kuruluşlarında tamamı ya da alıntıları yayımlanan raporların hiçbiri (burayı iyi anla, oku bakiim!..) Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından hazırlanmamıştır...' İstersen aynı anlamı cümle içerisinde kullanayım; algına göre sulanmış olur. Diyor ki TSK; günlerden beri 'İşte devletin Fethullah raporu.', 'Fethullah'ın 3 bin intihar komandosu.', 'İşte MGK'ya sunulacak rapor.' başlıklarıyla viyak ciyak bağırdığınız raporların hiçbiri; ama hiçbiri TSK'ya ait değildir. Bir de tersten okuyalım. Belki daha iyi hazmedersin; TSK raporu medyada yoktur, bu sizlerin uydurması ya da birtakım karanlık ellerin düğmenize basmasıdır... Hah, dur daha bitmedi. Devam ediyor TSK açıklaması. Diyor ki; 'Bu tür raporlar MGK dahil herhangi bir platformda gündeme getirilmemiş ve bu konu ile ilgili kaset verilmemiştir...' Evet iki gözüm Fatih Abicim... Sen dandini dastana dinolar bostana gidiyorsun; ama TSK 'Son iki gün içinde, kartel medyasının raporlarına ek olduğu ve gizlendiği iddia edilen ek kısım hayal mahsulüdür...' demiyor ki; ne diyor? Hepsi hayal mahsulüdür, hiçbiri bizim değildir, diyor. Şimdi şunun hesabını verin abicim: 'Askerin olmayan bu raporları size kim, 'TSK kanalıyla hazırlandı.' diye yedirdi?..' De, hadi! Cevap ver! İbrikçi canımın içi! El salla el salla, sağ gösterip sol salla!
Ha aklımdayken, Nevval Hanım'a pek bir hiddetlenmişsin, kendisine 'köpek' diyen bir adama aynı üslup ile cevap verdi diye. Fatih Abi, bak sen 37 ekranında 'Şumayer'in ara gazlarını izlerken hafızan zayıflıyor. Bu 'klozet' içerikli geyiği senden iyi yapan yok. Hatta hiç unutmuyorum anneannen mi babaannen mi ne, sana 'necasetle' ilgili bir de tavsiyede bulunmuştu. Şimdi bana 'Nedir bu necaset?' diye sorma. İşim var uğraşamam seninle. Yaşar Nuri hocaya sor. O bilir.
Şimdi sıkı durun. Kargalarım kaç gündür antrenmanlı, onlarla beraber gülersiniz. Dumanlı havalarda ortaya çıkıp, halkı tahrik edici demeç vermekten başka bir numarası olmayan Atatürkçü Düşünce Derneği İstanbul İl Başkanı Bilge Bilgiç demiş ki: "Fethullah Gülen de, Apo gibi İmralı'da yargılansın...' Emrin olur Bilgiç haşmetmeap... Ne zaman istersiniz? Bu ay mı gönderelim adaya, gelecek ay mı? Kuşluk vakti mi asalım, puslu bir perşembe öğlen sonrası mı? Yağlı ilmekle mi asalım, giyotinle mi keselim? Sahi siz giyotini az pişmiş mi alırsınız? Hem, aklıma geldi, siz ve derneğiniz, hiç gittiniz mi İmralı'ya? Hiç Apo'yu kınayan basın toplantısı düzenlediniz mi? Sahi kaçınızın çocuğu şehit oldu Güneydoğu'da? Ne oldu, neden renginiz attı aniden? Bak, seni gaza getiren medya iki gündür pek bir sus pus... Günlerden beri o rapor senin, bu rapor benim ayağına olmadık aşağılık iftiraları atanların kuyrukları arka ayaklarının arasında. Hepsi, 'Biz sanmıştık ki...' gribal enfeksiyonunu yaşıyorlar. Durun, aklıma geldi... Bir fıkra yazıvereyim hemen şuracığa: İki genç tıbbiyeli yan yana yürürken yolda, önlerinde bir adamın garip bir şekilde yürüdüğünü fark etmişler. Öndeki adam boynu yana doğru kaykılmış, apış arası ayrık, bacakları hafif bükük şekilde yürüyormuş. Tıbbiyeli ya gençler, başlamışlar adama tanı koyma çabalarına. 'Zannedersem bu adamda lumbago var.' demiş birinci tıbbiyeli, 'Zira baksana belden altı kuyruk sokumuna doğru disk zorlaması sorunu yaşıyor gibi...' Öteki durur mu, atlamış hemen; 'Benim zannımca bu adamda omurilik soğanı kireçlenmesi var.' demiş, 'Baksana boynunu tutamıyor, bacaklarını kapatamıyor, adımlarını hızlı atamıyor...' Bütün bunları işiten önde yürüyen adam, yavaşlayıp gençlerin yanına gelmiş, 'Hiç de öyle zannetmeyin.' demiş kulaklarına usulca; 'Zira ben de sadece gaz çıkarırım sanıyordum; ama altıma kaçırdım, o yüzden böyle abuk sabuk yürüyorum...' Kimse kimseyi bir şey zannetmesin anlayacağınız.
Bakıyorum da Enver Abi'nin tosuncukları daha bir aşk ve şevk ile azı dişlerini gösteriyorlar bu tarafa doğru. Enver Abi, geçen sene Kıbrıs'ta bir canlı yayın arabanı gördüm. 'Aha!' dedim, 'Ne güzel 'tegerete'nin canlı yayın dümeni...' Kapısı açıktı girdim, bir şeyler montajlıyordu arkadaşlar. Yan tarafa baktım, Atatürk Havaalanı Gümrüğü'ne ait bandroller. Dedim kendi kendime; 'Kıbrıs, gümrük, bandrol etc... Ne ayak ola ki?' İnsanın aklına bin türlü şey geliyor abi. Hürmetler Enver Abi, acil şifalar!
AHA: Sağa sola hayvanlar aleminin nadide parçası 'kuçu kuçu' jargonuyla bulaşan siyah kostümlü adam (Artık ne kadar adam denir siz ve vicdanınız arasındaki iç sorun o.) Necip Hablemitoğulları hakkında kargalarım küçük bir brifing verdiler bana. Meğersem ne yetenekliymiş bu Necip kardeşimiz. 20 senedir bir türlü doktorluktan doçentliğe yükselememiş. Bir sürü de eser 'intihal' ettiği halde. Tarihçi aleminde davalı olmadığı kimse yok imiş. Kargalarım bir bilgiyi de Hürriyet'ten birinin kuşunu gökyüzünde kıstırıp gagasından almışlar. Bu Hablemit abi, vakti zamanında beraberce kaldığı ülkücü arkadaşlarını bir gazeteciye gammazlamış. Detayları yazacaktım, eylemim geldi. Gidip yazı işleriyle kavga edip geliyorum. Ne zannediyorlar bunlar beni?
***
Yaşasın Ciguli ve sempatizanları
Aslanım Sabah grubu. Nasıl da 'şak' diye bulup çıkardın ülkeyi bu duruma düşüren suçluyu. Kırca Ali Abi senin katkın var mı bu menfur olayın müsebbiblerinin faş edilmesinde? Fethullah Hoca dosyası tekrar kaşımak üzere geçici olarak rafa, gelsin yeni dosya: Ne oldu bize? Ha sahi ne oldu? Demiştik ya kaç gün önce: Alp Er Tunga mı öldü? Yeni hedefinizi açıklıyorum: Ciguli. Apsis ve ordinatları veriyorum; İMÇ blokları meridyeni, Bulgaristan paralelleri... Hadin uşaklar toplanın! Kırca Ali Abi hemen bir hususi 'infaz meydanı' tertip eyle. STKB Cemaati, hemen basın toplantısı düzenleyin. Slogan şu: Apo'dan sonra İmralı'da Ciguli yargılansın! Kulağa hoş geliyor; Ciguli'ye ölüm, medyaya hürriyet! Zaten ne demiş Marksist halefleriniz; 'devrim önce çocuklarını yer'. Alın işte! Medya, önce kendi oluşturduğu evlatlarını yiyor. Bülent Ersoy'u yemeye kalktı, Banu Alkan'ı yedi, şimdi de Ciguli'yi servis yapıyor. Zevksizlik ve seviyesizlikten şikayet ediyor Sabah grubu ve soruyor: Bize ne oldu? Selahattin Duman diyor ki: 'Türk Medyası'nda bir tek ahlaklı kişi yoktur, hepsi ahlaksızdır. Hangi ahlaktan bahsediyorsunuz?' Ben demiyorum ha bunu, Serdar Turgut Amcam yazdı cumartesi ilavesinde. Sabah şikayet ediyor, zevksiz ve seviyesiz olduk diye, akranı Hürriyet'te Bekir Coşkun, aynı gün başlık atıyor makalesine; 'Bir ÇÜK olamadık.' Ne dersiniz ey kargalarım gülelim mi, ağlayalım mı? Yok yok durun durun... Hadi hep beraber acıyalım bu beylere!
İki gündür bekliyorum. Bir tek Gülay Göktürk çıktı fikir namuslusu. Feminizmi, insan haklarını, demokrasiyi lavantalı dolaplarında saklayan Yazgülü, Duygu, Seda ablalardan 'tık' yok. Bir kadının erkekçe ve onurluca karşılarına çıkıp, kendi jargonlarıyla suratlarına haykırması o kadar tırsıtmış ki elemanları, hepsi birden abandılar... Kadın haklarını savunan hatun yazarları fistolu köşelerine gizlendiler... Helal olsun Gülay Abla, bu kargalarım seninle gurur duyuyor.
'Maamıt' kardeşim sana o kadar dedim. Tamam sinek küçük, midem de sağlam; ama bak işte koskoca Sedat Ergin senin yüzünden rezil rüsva oldu... Bak! Ne yazmış dün seni referans alarak, diyor ki; 'Fethullah Gülen, "Küstah kadına, ilk iş nasihattir." diyor. İkinci iş, erkek-kadın ilişkisinin mahrem bir alanına giriyor. Fethullah Gülen, şunu öneriyor: "Kadınlara en zayıf olunan yer yatak odasıdır. Eğer erkek, kadına orada mağlup olmazsa, kadının hizaya gelmesi daha kolay olur." Peki, ya bu da sonuç getirmezse? Fethullah Gülen, bu takdirde çözüm yolunu şöyle gösteriyor: "Bunlar kar etmiyorsa, hafifçe dövülebilirler..." Görüleceği gibi, Gülen, kadınların dövülebilmesini meşru sayabilen, kadını 'ikinci sınıf insan' olarak gören bir zihniyeti temsil ediyor.' İmdiiiiiiii; morarmaya hazır mısın Maamıt kardeşim, sen de hazır ol Sedat Abi, -üzgünüm-: Bakın Kur'an-ı Kerim ne diyor: 'Dik kafalılık, şirretlik etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarından ayrılın ve (bunlarla yola gelmezlerse) onları dövün....Çünkü Allah yücedir, büyüktür... (Nisa Suresi, 34. ayet) Bu ne demek Maamıt kardeş ve Sedat Abi, yukarıda saldırmak için bahane aradığınız cümleler Fethullah Gülen'e ait değil bizzat Cenab-ı Hakk'a ait.. Yani senin; 'Kadını ikinci sınıf olarak gören zihniyeti temsil ediyor.' dediğin kişi bizzat Allah! Nasıl bu renk iyi gitti değil mi sana? Neydi slogan; en güzel mor, filli boyada!!! (Haa sakın ayeti kurcalamayın sizin çok sevdiğiniz Süleyman Ateş Hoca'nın mealinden alıntıladım.)
Şimdi geçiyoruz 'Marangoz ham maddeleri' reyonumuza. Dün buradan Genelkurmay ve MGK'nın açıklamasını yazmış ve bazı medya gruplarının 'zeytinyağı' tribal enfeksiyonunu (gribal değil tashihçi kardeşim!) kimsenin yemeyeceğini yazmıştık. Anlaşılıyor ki, Emin Abi hala anlamamış olayı. 'Din sahtekarları' başlıklı bir yazı yazmış, raporun sadece son kısmının 'uydurma' olduğunu ve TSK ile MGK'nın bunu yalanladığını yazmış. Aha buraya bir daha koyu harfle yazıyorum Emin Abi; TSK ve MGK medyada yer alan raporların tamamının uydurma olduğunu, MGK toplantısında kimsenin kimseye rapor sunmadığını açıkladı... Anladın mı abi, tekrar cümle içinde kullanıp, hazmını kolaylaştırayım mı cümlenin? 'Din sahtekarları' nitelendirmene de katılıyorum... İşim bu benim, her türün sahtekarlarının ipini pazara çıkarmak.. Kırca Ali Abi çok mahzun bir yazı kaleme almış. Bir masum, bir hüzünlü ki, insan okurken kendi kendini jiletlemek, ne bileyim üzerine mazot döküp kendisini yakmak istiyor. Diyor ki Kırca Ali Abi; 'Hoşgörü darmadağın, tozduman içinde cennete uzanan iyi niyet taşları... Paramparça..' Ne mübarek komşumuzdun sen Ali Abi...
Ali Abi günah çıkartıyor, Sedat Abi, ayeti Fethullah Hoca'ya mal edip saldırıyor. Emin Abi anlamamakta ısrar ediyor, Sabah, Türkiye'yi bu hale düşüren suçlunun Ciguli olduğunu ileri sürüyor... Ben isyan ediyorum bu duruma, bağırıyorum; 'Yaşasın Ciguli ve Binnaz hareketi'... 'Kahrolsun entelektüel zevzeklik ve bu maskenin arkasına sığınan infaz timleri' 'Popülizme ölüm, kargalara hürriyet!!' 'Medyada asparagas ve ahlaksızlık elbet son bulacaktır; ancak bu köşe ilelebet payidar olacaktır!!!'